Lida Kampanyaları Lida Sipariş Lida İletişim Lida Meizi Çay

Archive for Ekim, 2009


Beslenmeye bağlı hastalıklar.

(Hastalıklar Alfabetik Sıraya Göre Anlatılmıştır)
Bu yazımızda beslenme şekilleri sonucu açığa çıkan hastalıklardan bahsedeceğiz. Değerli Lida kullanıcıları için derlediğimiz bu yazı çok büyük önem taşımakdadır. Her türlü hastalık için mutlaka önce doktora gidilmelidir. Mikroplar sıcakları daha çok sever. Kolera, tifo ve dizanteri gibi hastalıklar sıcak ortamda çıkar. Bakteriler sıcakta çok hızlı ürer. Kolera, tifo ve dizanteri mikropları kanalizasyon artığı su ile sulanan bitkilerden bulaşır. Bağırsakların besin emme özelliği kaybolur, şiddetli ishal ve aşırır su kaybı sonucu ölüm meydana gelebilir. Yorgunluk, uykusuzluk, susuzluk, aşırı sıcak ve soğuk, toz, ani iklim değişiklikleri hastalığa davettir. Bakteriler ve virüsler hastalık etmenleridir. Yenen gıdanın kana geçmesi için 12 saat süre gerekir. Yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu vücudun direnci ve bağışıklık sistemi zayıflar. Sonuçta vücutta rahatsızlıklar meydana gelir.

1-ADDİSON HASTALIĞI
Böbrek üstü bezi korteksi yetersizliğine bağlı hormonların azalması sonucu oluşur. Zayıflama olur. Şişmanlarda addisson hastalığı olmaz. Halsizlik, yorgunluk ve iştahsızlık görülür. Hasta yemekleri tuzlu yeme ihtiyacı hisseder.

2-AĞIZ KOKUSU
Mide ve karaciğer rahatsızlıkları, akciğer hastalıkları, bademcik iltihabı, şeker hastalığı, alkol ve sigaraya bağlı ağız kokuları olabilir.   Koku veren yiyeceklerin (sarımsak, soğan gibi) yenmesi sonucu ağız kokusu olur. Ağız kokusu genellikle ağızdaki dişlerde bulunan bir problemden de kaynaklanabilir. Diş etindeki iltihaplanmalar, diş taşları ve ağızdaki protezlerin eskimesi ağız kokusuna sebep olur. Çürükler ve diş eti hastalıkları tedavi edilmelidir. Dişler fırçalanmıyorsa, protez altında veya diş aralarında biriken yiyeceklerin yaptığı kokular ağız kokusu yapar. Tükürüğün ağız ve dişleri koruyucu etkisi vardır. Gece uyku halinde tükürük üretimi sıfır düzeyinde olduğu için yatmadan önce dişler mutlaka fırçalanmalıdır.

Dişlerimizi normal olarak günde 3 defa fırçalamalıyız. Bunu beceremiyorsak, akşam yatmadan önce ve sabah kahvaltıdan sonra her gün düzenli olarak en az 2 defa dişlerimizi fırçalamalıyız. Ağız kokusunu gidermek için kaynatılmış maydanoz suyu içilir. Ayrıca çiğ maydanoz yemek de ağız kokusuna iyi gelir. Turunç, menekşe çayı, karanfil çayı ve biberiye çayı içilir. Bal ile Hindistan cevizi karıştırılır ve bu karışımdan her gün yenir. Mersin yaprağı ağızda çiğnenir. Ilık su ile karıştırılmış bal içilir. Bir adet karanfil çiğnenir. Enginar kaynatılır suyu içilir. Sedef otu kaynatılır ve gargara edilir. Soğan ve sarımsaktan sonra ağız kokusunu önlemek için karanfil ya da naneli sakız çiğnenmelidir. Dil paspası kullanmalı ya da dili güzel temizlemelidir. Ağız kuruluğu için şekersiz sakız çiğnenmelidir. Mentollü pastiller kuruluğa sebep olur. Çok su içmelidir. Domates, kereviz ve elma yemek iyi gelir.

3-AĞRI
Ağrının sebebi bir doktor tarafından   tespit edilmelidir.    Ağrı kesici olarak aspirin kullanırken midesinden rahatsız olanların aspirini su veya sütle erittikten sonra içmeleri tavsiye edilir. Bedende tekrarlayan ağrılar varsa ve tıbbi bir nedene bağlı değilse, papatya, anason, nane ve karanfil karışım çayı yararlı olabilir. Aşın şekerli içmemelidir. İyice dövülen çorekotıı bal ile iyice karıştırılır ve yenir.

4-AKCİĞER HASTALIKLARI

Akciğer Embolisi: Akciğer toplardamarının kan pıhtısıyla tıkanması sonucu oluşur. Bu pıhtı genellikle bacaklardaki toplardamarlardadır. Uzun süre hareketsiz oturma, bacakların sarkıtılması, toplardamardaki kan akımını yavaşlatır ve pıhtı oluşmasına sebep olur. Bacak toplardamarlarında meydana gelen pıhtılar akciğer damarlarını tıkayarak “akciğer embolisi”nin meydana gelmesine sebep olur. Pıhtının şişmanlar, yaşlılar, gebeler, sigara içenler, varisli olanlar ve kalp hastalarında oluşma riski daha fazladır. Akciğer embolisi tedavi edilmezse ölüm meydana gelebilir. Tedavi de kanı sulandıran ve pıhtı oluşumunu engelleyen heparin veya pıhtı eriten trombolitik ilaçlarla yapılır. Bacaklara kan dolaşımını artırıcı düzenli bir egzersiz yapmak gerekir. Oturduğunuz zaman bacaklar sarkıtılmamalı ve yükseğe konmalıdır. İşten eve gelince ayakları yükseğe koymalıdır. Sıkı çorap veya jartiyer giymekten kaçınmalıdır. Uzun süre hareketsiz ayakta kalmamalı ve bol su içmelidir. Bu hastalar kafeinli içecekler, sigara ve alkol almamalıdır.

5-AKDENİZ ANEMİSİ (THALASSEMİA)
Kansızlığa sebep olan kalıtsal bir hastalıktır. Akdeniz çevresindeki ülkelerde fazla görüldüğü için bu adı almıştır. Bu hastaların alyuvarlarında hemoglobin yapımı yetersizdir. Dolayısıyla kansızlık olur. Hemoglobin kanın kırmızı rengini verir, vücudun ihtiyacı olan oksijeni akciğerlerden alır ve diğer bütün organlarımıza taşır. Hemoglobinin yapısında alfa ve beta adında 2 tür protein zinciri vardır. Akdeniz anemisinde bu zincirlerden biri az yapılır. Thalassemia’da alfa az yapılırsa alfa thalassemia, beta az yapılırsa beta thalassemia hastalığı adı verilir. Türkiye’de en fazla beta thalassemia görülür. Alyuvarların ömrü normalde 120 gün iken bu hastalarda alyuvarların ömrü kısalır ve 60-80 gün içinde alyuvarlar ölür. Hasta çocuklara bu nedenle ayda bir düzenli kan verilmelidir. Bu hemoglobin düzeyini 9-10 g/ dl’de tutmayı sağlamak için yapılır. Fazla alınan demir kalp, karaciğer, dalak ve beyinde birikerek organ yetmezliğine sebep olur. Bu hastaların demirin idrarla atılmasını sağlayan desferal adlı ilacı düzenli almaları gerekir. Kardeşten kök hücre nakli de tedavi metodudur. Evlenmeden önce çiftlerin tarama testleri ile taşıyıcı olup olmadıkları tespit edilmelidir.

6-AKNE (ERGENLİK SİVİLCELERİ)
Cildi yağlı olan ve bazı hormonal dengesizliği olan kişilerin yüzünde oluşur. Ergenlik çağında hormon dengesinin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Bağırsak bozukluklarına ve karaciğer sorunlarına bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Beslenme alışkanlıkları da etkilidir. Kabızlık sivilceye neden olabilir. Genellikle ileri yaşlarda kendiliğinden kaybolur. Gençlerde yağ bezi kanallarının tıkanması sebebiyle oluşur. 40 yaş üzeri kadınlarda beslenme yetersizliği ve sindirim bozuklukları sonucu    akne   oluşabilir.   Sivilceler   sıkılmamalı   ve koparılmamalı yoksa iltihap kapabilir. Yüz sürekli ellenmemeli, yağlı makyaj yapılmamalı, güneşte kalmamalı ve güneş yağı kullanmamalı, spordan sonra ve terledikten sonra banyo yapmalıdır. Aknede ruhsal sorun genellikle vardır. Bol sebze ve meyve tüketenlerde sivilce görülmez. Görülse bile iz bırakmaz. Doktor tedavisi gereklidir. Karaciğer rahatsızlığı varsa tedavi olunmalı. Diyet olarak kişi kendi şüphelendiği gıdaları tüketmemelidir. Kuru yemişlerden, aşırı yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınmalıdır. Çikolata ve baharatlı yiyecekleri yememelidir. Protein ihtiyacı süt ve süt ürünleri, yumurta ile karşılanmalı, et ve et ürünleri az tüketilmeli, bol sebze ve meyve tüketilmeli, soğan, şalgam, tere, sarımsak bol tüketilmelidir. Haşlama patates yemek faydalıdır. Sabahları iki bardak beyaz üzüm suyu içilmeli, sabahları menekşe çayı içilmeli, akşamları bitki çayı içmelidir. Bu çaylar kanı temizler. Cilt temizlenmeli, sabunlu su ile el ve yüzler düzenli bir şekilde yıkanmalıdır. Yağlı cildi olanlar kuruyana kadar yüzlerini çok fazla sabunlamamahdırlar. Borakstı su ile temizlemelidir. Yüzü kükürtlü sabun ile yıkamak faydalıdır. Domates suyu gliserin ile karıştırılır, asit borik vazelin ile karıştırılır, pırasa süt ile karıştırılır, marul yapraklarının suyu, nar ve sirke karıştırılır ve bunlardan birisi ile sivilcelerin üzeri yıkanır.

7-ALERJİ
Alerji vücudun yabancı bir maddeye karşı gösterdiği   aşırı   duyarlılığa   denir.   Alerjide   genetik faktörler ve çevre faktörleri etkilidir. Anne sütü alerjiyi önler. Erken ek besinlere geçme alerjiye davetiye çıkarmaktır. Anne sütünden ek besinlere geçiş döneminde kollarda, dirsekte, dizde, göbekte ve kulak arkasında döküntüler olur. Yeni gıdalara alışınca 2-3 yaşında çoğu çocuklarda bu döküntüler geçmekte ve çocuk alışmaktadır. Anne baba da alerji varsa çocuk da % 70 risk taşır. Anne babadan biri alerjik ise %35 risk taşır. Yani genetik olarak yatkınsa alerji olma ihtimali artar. Çevre faktörleri, sigara, halı, kedi, köpek, kuş, çimen, ağaç, rutubet ve oyuncaklar alerji sebeplerindendir. Ev tozu, yumurta, süt, çilek, fındık, bilezikler, güneş, şeker, tuzlar, küfler ve diğer birçok gıda alerjiye sebep olabilir. Bulaşık eldivenlerinde bulunan lateks maddesine karşı deride alerji oluşur. Asma ve sarmaşığın sebep olduğu alerji vardır. Alerji açısından havuzlar potansiyel tehlikedir. Polen alerjisi, ısı ve nemin oluşturduğu alerjiler vardır. Polenler bitkilerin erkek organlarıdır ve bunlar alerjendir. Bahar aylarında görülen polen alerjisi hapşırmaya neden olur. Polen alerjisi olanlar sürekli burunlarıyla oynarlar, hapşırma, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kaşıntı ve kızarıklık meydana gelir. Ülkemizde astım % 7-10 civarındadır. Üst solunum yolu enfeksiyonları ve ishal, tüberküloz gibi enfeksiyon hastalıkları alerjiyi azaltır. Bağışıklık sistemi hücreleri enfeksiyonlarla savaştığı için alerjiden uzaklaşıyor.

Ev tozu akarları ve küfler nemli ortamda ürerler. Ev güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalı, odada fazla eşya bulundurulmamalı, temizlik sırasında alerji hastalan   evde   olmamalı,   sigara   içilmemeli…

Fazla Ekmek Yemek Şişmanlık Sebebidir!

Günümüzde şişmanlığın en önemli sebebi olarak fazla ekmek yemeyi gösterenler vardır. Her öğünde 1-2 dilim ekmek yemelidir. Bunu sağlarken Lida’ dan güç alın! Bizim ülkemizde şişmanlığın temel nedeni fazla ekmek yemektir. Hububat ve hamur işinden fazla tüketmektir. Zengin fakir herkes bizim toplumumuzda fazla ekmek tüketmektedir. İtalyanlar fazla makarna tüketmek insanı şişmanlatmaz diyor. Sebebini sorunca da insan her gün her öğün makarna yiyemez, en fazla haftada birkaç gün yer, onu da ekmeksiz yerse bir zararı olmaz diyorlar. Ancak ekmek günün 3 öğününde yeniyor. Ekmeği fazla yerseniz şişmanlamak kaçınılmaz hale gelir. Ben sabah öğle doğru dürüst yemek ve ekmek yemiyorum diyenler, yakmanın en az olduğu akşam öğününde fazla ekmek yiyerek bir günün acısını çıkarmaktadırlar. Nunun önüne de Lida ile geçmeyi denemeniz akıllıca olacaktır. İkindi çay, börek ve pasta ile başlayan yeme süreci yatıncaya kadar devam ediyor. Bu da şişmanlığı getiriyor. Beyaz makarna, beyaz ekmek ve beyaz pirinç hızlı şekere döner. Bu nedenle bunların kepekli olanları tercih edilmelidir. Makarnayı ekmeksiz yemeyi öğrenmeliyiz. Yani sofrada karbonhidrat, pilav, makarna veya hamur işi başka bir yiyecek varsa ekmeği ya hiç yememeliyiz ya da az yemeliyiz. Ne zaman ne kadar ekmek yiyeceğimizi kendimiz ayarlamalıyız. Ölçüyü kaçırmamalıyız.

Kepekli Ekmek
Vitamin ve mineral madde bakımından çok zengindir. Kepekli ekmek fazla yemeye engel olur, çiğneme süresini ve tükürük salgısını artırır. Midede fazla kalır ve acıkma hissini azaltır. Bağırsaktan geçişi ise hızlandırır. Kan şekerine ve kan yağlarına olumlu etkisi vardır. Posalı gıdalar ve kepek kanser riskini azaltır. Kepekli ekmek diğer gıdaların yanında posa ihtiyacımızı da giderir. Lezzetli olmasına raümen tercih edemiyorsanız Lida’dan destek alın. Kepeğin protein ve vitamin değeri fazla, kalori değeri azdır. Kandaki yağ ve kolesterolün kontrolünde faydalıdır.

Su miktarı azaldıkça yağ depolama artar. Yani insan şişmanlar. Aldığımız besinlerde yağ bulunursa besinler 3-4 saat gibi uzun süre midede kalır ve uzun süre tokluk hissi yaratır. Bağırsakta yağ bağlayan ilaçlar vardır. Zararlı moleküllere karşı koyan savunma molekülleri antioksidanlardır. Sentetik antioksidanlar gıdalara sınırlı katılmalıdır. Antioksidanlar serbest radikallerin zararlarını yok ederler. Yağlar antioksidanlıdır. Yağlara katılan antioksidanlar oksidasyonu ve bozulmayı önler. Havasız kapalı ambalajlarda tutulması gerekir.

Kaçamak Yiyeceklerle Kendinizi Ödüllendirin
Kadınlar için adet öncesinde ve adet sırasında şekerli yiyecekler yeme eğilimi artar. Üzerine bal veya reçel sürülmüş bir dilim ekmek veya bir bisküvi (diyet) yenebilir veya tatlandırıcılar yiyerek bu isteği kontrol edebilirsiniz. Ancak yapılan bu kaçamak sizin moralinizi bozmamalı, zayıflama isteğinizi ve azminizi kırmamalıdır. Kilo verdiğiniz zaman kilo aldıran size yasak olan bazı gıdaları az yiyebilirsiniz. Ancak sigara alışkanlığı gibi bir defadan bir şey olmaz deyip arkasını getirmemelisiniz.

Diyet Yapmak

Tedavide kişi Lida kullanımı ile 6 ayda ağırlığının % 15-30′i kadar kilo vermelidir. Haftada 0,5-1 kg, ayda 2-4 kg vermek iyidir. Diyet yerine kilo kontrolü yapmalıdır. Tiroid bezi tembelliği olan ve menopoz döneminde olan hastaların kilo vermeleri zordur. Doktor kontrolü gerekir.

Normal yürüyüşte bile nefes nefese kalıyorsanız, merdiven çıkarken yoruluyor ve terliyorsanız, yaştandır. deyip geçiştirmemelisiniz, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurup şişmanlık tedavisine başlamalısınız. Günlük yediklerinizi ve yaptığınız hareketleri not etmelisiniz. Az hareket ediyor, yağlı ve fazla karbonhidratlı gıdalardan fazla tüketiyorsanız, doktordan yardım alarak zayıflamaya başlamalısınız. Fazla ekmek yediğinizi tespit edebilirsiniz. Beden Kitle İndeksi(BKI)= 30′un üzerinde ise siz kendinizi iyi hissetmiş olsanız bile zayıflamanız gerekir. Şişmanlık tedavileri için önerilen mucizevi diyet formülleri yerine daha gerçekçi bir tedavi seyri izlemelisiniz. Başarının önce sizin beyninizde karar vermenize ve iradenize sahip olmanıza bağlı olduğunu hiç unutmamalısınız. %10 kilo vermenin ve bu kiloların geri alınmaması halinde bile insanın rahatladığı görülmektedir. Kilo kontrolü sonucu insanlar vücutlarının kontrolünü ellerine geçirmiş olur. Kilo kontrolü zaman ve sabır isteyen bir iştir. Ancak zannedildiği kadar da zor değildir. Kilo vermeyi uzun bir zamana yaymalısınız. Kilo vermeniz gerektiğini beyninize işlemelisiniz. Yeni bir hayat tarzına doğru yola çıktığınıza inanmalı ve gereken kurallara da uymalısınız.

En önemlisi bulunduğunuz kilo da ne kadar sağlıklı olduğunuzdur. Bazı insanlar şişmanlığı bir güç olarak algılar. Bazı kişiler zayıf iradenin işareti olarak görür. Bulunduğunuz kiloyu kontrol edebilmekte önemlidir. Anadolu da “can boğazdan gelir” denir. Az yiyen ve zayıf olanı sevmezler. İnsanların duygusal ve fizyolojik olarak en sağlıklı oldukları kiloları onların ideal kilolarıdır. İdeal kilo Beden Kitle İndeksine göre hesaplanmalıdır.

Su ve protein miktarını artırmalısınız. Artan protein metabolizmayı hızlandırıp yediklerimizin hızla vücudu terk etmesini sağladığı belirtilmektedir.

Bol meyve ve sebze yemeli, çorba içmeli ve gün boyunca su içilmeyi ihmal etmemelidir. Stres anında yemek yemeye yönelmemeli, yürüyüş yapmalı, iş yerinde çalışanlar yemeği evden getirirse zayıflama programına uymuş olur. Yemek sonrasında yürüyüş yapmalıdır.

Kilo Fazlası Olanların Dikkatine!

Öğün Sayısına Dikkat Ediniz!
Günlük yemekler, 3 ana ve 3 ara öğün halinde alınmalıdır. Öğün atlamamalıdır, öğün atlayınca daha çok acıkma olur. Sonra ki öğünde daha çok yenir. Aç karına sofraya oturunca insanın daha kalorili yiyeceklere hücum ettiği görülmüştür. Yani fazla kilo aldıran yiyecekler yenir. Aç kalınca organizma açlık hormonları salgılar. O zamanda daha çok yenir ve depo edilir. Öğünler arasında ki süre bilinmelidir. Yemekler öğünler halinde yenirse kilo alınmaz. Öğün atlanırsa kilo alınır. “Yemek yemeye vakit bulamıyorum” diyenler şişmanlamaya aday insanlardır. Bir öğünü atlamak az kalori alma anlamı taşımaz, bilakis daha fazla kalori demektir. Çünkü bir sonraki öğünde fazla yenecek ve biriken kalori yakılamayacaktır. Günde 3 ana öğün yemek yenmeli, kahvaltı ve öğle yemeği atlanmamalı, öğle yemeği atlanırsa akşam daha fazla yenir. En hafif öğün akşam yemeği olmalıdır.

Gündüz yemeyip, akşam bir defada fazla yemek yemek insanı şişmanlatır. Hele sabah kahvaltısını yapmıyorum, öğleyin de az atıştırıyorum diyenler, en hareketsiz dönem olan akşam yemeğinde bütün günün acısını çıkaracaklar ve daha fazla şişmanlama eğilimi göstereceklerdir. Akşam çok yemek yememeli ve geç yememelidir. Yağ ve şeker sabah ve öğle alınmalıdır. Çünkü insan gündüzleri hareket halinde olduğu için yakar. Akşam az yemelidir. Çünkü insan akşam hareketsiz olduğu için yakamaz.

Günlük beslenmeye ara öğünler ilave edilerek metabolizmanın daha sağlıklı çalışması sağlanmış olur. Ara öğünler de önemlidir. Öğün sayısı fazla olmalıdır. Kuşluk, ikindi ve gece ara öğünleri diyet ile oluşan açlığınızı unutturacaktır. Ara öğünlerde birkaç diyet bisküvi ve 1-2 porsiyon meyve yenebilir. İkindi ara öğünde alacağımız kalorisi düşük, yağsız yoğurt, sebze ve meyve akşam yemeğinin az tüketilmesine sebep olur. Ara öğünlerde şekerli besin yememeye dikkat edilmelidir. Yağ şekerin iki misli kalori verir. Günlük en az 2 İt su içilmelidir.

Breakfeast Öğününün Önemi:
Vücudumuzu hareket ettiren aldığımız besinlerdir. Uykuda bile vücut çalışmaya devam eder. Akşam yemeği ile sabah kahvaltısı arasında 12 saatlik bir zaman geçmiş olacağı için kahvaltı yapmazsak beynimizin ihtiyacı olan enerjiyi almamış oluruz. Mide de uzun bir süre aç kalacağı için gastrit ve ülser riski artar. Aç kaldığımızda yorgunluk, baş ağrısı ve dikkatimizin dağıldığını görürüz. Başarılı olmak isteyen öğrenciler, mutlaka kahvaltı yapmalıdır.
Tokluk Hissi ve Yemek Yeme Süresi İnsandaki açlık hissi iki türlüdür. Birincisi psikolojiktir, ikincisi fizyolojiktir. Fizyolojik açlık sırasında midede açlık krampları meydana gelir. Açlık sonucu midede 12-24 saat aralıklarla kramplar oluşur. Açlık devam ederse bu kramplar 3-4 gün sonra şiddetlenir. Psikolojik açlıkta şartlanma söz konusudur. Kişi sabah kahvaltısını yapsa bile öğleyin acıkır. Çünkü şartlanmıştır. Yemek yerken acele etmemeli ve uzun sürede yemelidir. Yiyeceklerin ortalama 20 dakikada yenmesi gerekir. Yemek ağızda iyi çiğnenmelidir. Tokluk hissinin oluşmasında ağızdaki çiğneme süresinin etkisi vardır. Diyet yapanlar bu özelliği iyi bilip ağza aldıkları besinleri uzun süre çiğnemelidir. Bu tokluk hissini artırır.

Acıkınca elma, marul, kiraz, incir, yoğurt, kuru üzüm veya kuru erik yenebilir ve turp suyu içilebilir. Böyle yapılırsa mide salgılarının azalmasına sebep olunur. Bu besinler, diğer besinlere oranla daha uzun süre tokluk hissi verir.
Süt, tokluk hissi verir. Süt; yapısındaki karbonhidratlar, B ve D vitaminleri, mineraller, potasyum ve kalsiyum sebebiyle önemli bir besin kaynağıdır. İçinde bulunan yağ da, uzun süre tokluk hissi verir. Bir bardak süt, bir insanın günlük kalsiyum ihtiyacının % 25,-30, D vitamini ihtiyacının % 20-25, proteinin % 15, potasyumun % 10, B12 vitamininin %12 sini sağlar. Sütün yapısında bulunan laktoz vücudun enerji ihtiyacı için kullanılır.

Yağlar, Lipidler ve Lida’ nın gücü…

YAĞLAR (LİPİDLER)
Yağlar da, proteinler gibi vücudun yapı taşlarındandır. Hücrenin iç ve dış zarı, beyin ve omurilik hücrelerinin önemli bir kısmı yağlardan oluşur. Deri altındaki yağ dokusu, vücudun soğuk havalarda ısı kaybını önler ve insanı soğuktan korur. Vücut yağlarının vücut ısısının korunmasında da görevleri vardır.

Yağlar; enerji kaynağıdır, linoleik asidin taşıyıcısıdır, yemeklere lezzet verir ve mide salgılarının azalmasına sebep olur. Yağlar; yağda eriyen vitaminlerin alımı ve vücuttaki ısı dengesi için gereklidir. Yağlar; yağda eriyen A, D, E ve K vitaminlerini bulundurur ve bunların taşıyıcısıdır. Vücut için gerekli linoleik asit alımını sağlar. Hormonların çalışması için gereklidir. Spor yapanlar günde en fazla 50 gr yağ almalıdır. Normal olarak günlük 20-60gr yağ alınmalıdır. Bu miktarın diyet yapanlar için, 20-30 gr olması gerektiği belirtilmektedir.

Karbonhidratlardan enerji sağlanırken, B1 Vitamini (Tiamin) e ihtiyaç vardır. Yağlarda bu ihtiyaç yoktur. Yağlar, tiamin ihtiyacını artırmaz. Fosfolipidlerden Lesitin, karaciğer, yumurta sarısı ve soya fasulyesinde fazla miktarda bulunur. Lesitinin, yağ asitlerinin taşınmasında ve kullanılmasında rolü vardır. Lesitin safrada bulunur ve kolesterol taşlarının oluşmasını önleyici etkisi vardır. Beslenmede yağ mutlaka alınmalıdır. İnsanın ağırlığının % 20′si yağ olması istenir. Kadınlardaki yağ, tenlerinin yumuşaklığını sağlar. Vücutta şeker bitince enerji kaynağı olarak yağlar kullanılır. A, D, E ve K vitaminleri yağda erir. Bu vitaminlerin bağırsaktan alımı için yağ gereklidir. Dengeli beslenmeyen bilhassa az yağ yiyenlerde önce saç dökülmeleri başlar.

Günlük alacağımız kalorinin % 25-30′u yağlardan karşılanmalıdır. Yağdan karşılanan toplam enerji düzeyi % 30 düzeyinde olmalı, doymuş yağlardan karşılanan enerji % 10 düzeyinde olmalıdır. Yağın 1/3′ü doymuş yağ olmalıdır. Doymuş yağ fazla alınmamalıdır. Lida tüketirken çoklu ve tekli doymamış yağları kullanmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Zeytinyağı tekli, mısır yağı ve ayçiçeği yağı çoklu doymamış yağlardandır. Mecbur kalınmadıkça yalnız pilav ve makarna margarinle pişirilmelidir. Aslında hepsinin sıvı yağ veya zeytinyağı ile pişirilmesi daha iyi olur. Balık ve deniz ürünleri, protein kaynağı olarak iyidir. Tavuk eti veya yağsız kırmızı et yenmelidir. Kolesterol etin yağındadır. 100 gr yağsız pastırmanın 120 kalorisi, 100 gr yağlı pastırmanın 400 kalorisi vardır.

Yağların (Lipidlerin) Sindirimi
Alınan yağlar bağırsağa geçer, burada safra ve pankreas sıvısı tarafından nötralize edilir. Yağlar önce emülsiyon haline gelir. İnce bağırsaklarda lipaz enziminin etkisiyle gliserol ve serbest yağ asitlerine parçalanır. İnce bağırsakta yağ sindirimi, pankreasın salgıladığı “lipaz” enzimi ile olur. Temel yağ asitleri, vücudun metabolik hızını artırır. Hücreler daha hızlı enerji üretir ve yiyeceklerle alınan kalori daha hızlı yakılmaya başlar. Hücrelerde biriken şeker ve yağların erimesi için vücudun ara sıra aç kalmasını tavsiye edenler de vardır.

Aldığımız besinlerde yağ bulunursa, besinler 3–4 saat gibi uzun süre midede kalır ve insanlarda uzun süre tokluk hissi yaratır. Yağların yüzey gerilimi düşüktür. Homojen dağılmış ufak yağ damlaları haline dönüşmektedir.

Kızartma azaltılmalı, lida süresi boyunca haşlama ve buharla pişirme tercih edilmelidir. Hem yanmış yağın kanserojen etkisinden kurtulmuş, hem de daha az yağ almış oluruz. Vücuda alınan fazla kalori, yağ olarak depo edilir, l gr yağ 9 kalori verir. Yağ enerjice en zengin olan besindir. Kalorisi yüksek olduğu için şişmanlığa sebep olur.