Beslenmeye bağlı hastalıklar.
(Hastalıklar Alfabetik Sıraya Göre Anlatılmıştır)
Bu yazımızda beslenme şekilleri sonucu açığa çıkan hastalıklardan bahsedeceğiz. Değerli Lida kullanıcıları için derlediğimiz bu yazı çok büyük önem taşımakdadır. Her türlü hastalık için mutlaka önce doktora gidilmelidir. Mikroplar sıcakları daha çok sever. Kolera, tifo ve dizanteri gibi hastalıklar sıcak ortamda çıkar. Bakteriler sıcakta çok hızlı ürer. Kolera, tifo ve dizanteri mikropları kanalizasyon artığı su ile sulanan bitkilerden bulaşır. Bağırsakların besin emme özelliği kaybolur, şiddetli ishal ve aşırır su kaybı sonucu ölüm meydana gelebilir. Yorgunluk, uykusuzluk, susuzluk, aşırı sıcak ve soğuk, toz, ani iklim değişiklikleri hastalığa davettir. Bakteriler ve virüsler hastalık etmenleridir. Yenen gıdanın kana geçmesi için 12 saat süre gerekir. Yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu vücudun direnci ve bağışıklık sistemi zayıflar. Sonuçta vücutta rahatsızlıklar meydana gelir.
1-ADDİSON HASTALIĞI
Böbrek üstü bezi korteksi yetersizliğine bağlı hormonların azalması sonucu oluşur. Zayıflama olur. Şişmanlarda addisson hastalığı olmaz. Halsizlik, yorgunluk ve iştahsızlık görülür. Hasta yemekleri tuzlu yeme ihtiyacı hisseder.
2-AĞIZ KOKUSU
Mide ve karaciğer rahatsızlıkları, akciğer hastalıkları, bademcik iltihabı, şeker hastalığı, alkol ve sigaraya bağlı ağız kokuları olabilir. Koku veren yiyeceklerin (sarımsak, soğan gibi) yenmesi sonucu ağız kokusu olur. Ağız kokusu genellikle ağızdaki dişlerde bulunan bir problemden de kaynaklanabilir. Diş etindeki iltihaplanmalar, diş taşları ve ağızdaki protezlerin eskimesi ağız kokusuna sebep olur. Çürükler ve diş eti hastalıkları tedavi edilmelidir. Dişler fırçalanmıyorsa, protez altında veya diş aralarında biriken yiyeceklerin yaptığı kokular ağız kokusu yapar. Tükürüğün ağız ve dişleri koruyucu etkisi vardır. Gece uyku halinde tükürük üretimi sıfır düzeyinde olduğu için yatmadan önce dişler mutlaka fırçalanmalıdır.
Dişlerimizi normal olarak günde 3 defa fırçalamalıyız. Bunu beceremiyorsak, akşam yatmadan önce ve sabah kahvaltıdan sonra her gün düzenli olarak en az 2 defa dişlerimizi fırçalamalıyız. Ağız kokusunu gidermek için kaynatılmış maydanoz suyu içilir. Ayrıca çiğ maydanoz yemek de ağız kokusuna iyi gelir. Turunç, menekşe çayı, karanfil çayı ve biberiye çayı içilir. Bal ile Hindistan cevizi karıştırılır ve bu karışımdan her gün yenir. Mersin yaprağı ağızda çiğnenir. Ilık su ile karıştırılmış bal içilir. Bir adet karanfil çiğnenir. Enginar kaynatılır suyu içilir. Sedef otu kaynatılır ve gargara edilir. Soğan ve sarımsaktan sonra ağız kokusunu önlemek için karanfil ya da naneli sakız çiğnenmelidir. Dil paspası kullanmalı ya da dili güzel temizlemelidir. Ağız kuruluğu için şekersiz sakız çiğnenmelidir. Mentollü pastiller kuruluğa sebep olur. Çok su içmelidir. Domates, kereviz ve elma yemek iyi gelir.
3-AĞRI
Ağrının sebebi bir doktor tarafından tespit edilmelidir. Ağrı kesici olarak aspirin kullanırken midesinden rahatsız olanların aspirini su veya sütle erittikten sonra içmeleri tavsiye edilir. Bedende tekrarlayan ağrılar varsa ve tıbbi bir nedene bağlı değilse, papatya, anason, nane ve karanfil karışım çayı yararlı olabilir. Aşın şekerli içmemelidir. İyice dövülen çorekotıı bal ile iyice karıştırılır ve yenir.
4-AKCİĞER HASTALIKLARI
Akciğer Embolisi: Akciğer toplardamarının kan pıhtısıyla tıkanması sonucu oluşur. Bu pıhtı genellikle bacaklardaki toplardamarlardadır. Uzun süre hareketsiz oturma, bacakların sarkıtılması, toplardamardaki kan akımını yavaşlatır ve pıhtı oluşmasına sebep olur. Bacak toplardamarlarında meydana gelen pıhtılar akciğer damarlarını tıkayarak “akciğer embolisi”nin meydana gelmesine sebep olur. Pıhtının şişmanlar, yaşlılar, gebeler, sigara içenler, varisli olanlar ve kalp hastalarında oluşma riski daha fazladır. Akciğer embolisi tedavi edilmezse ölüm meydana gelebilir. Tedavi de kanı sulandıran ve pıhtı oluşumunu engelleyen heparin veya pıhtı eriten trombolitik ilaçlarla yapılır. Bacaklara kan dolaşımını artırıcı düzenli bir egzersiz yapmak gerekir. Oturduğunuz zaman bacaklar sarkıtılmamalı ve yükseğe konmalıdır. İşten eve gelince ayakları yükseğe koymalıdır. Sıkı çorap veya jartiyer giymekten kaçınmalıdır. Uzun süre hareketsiz ayakta kalmamalı ve bol su içmelidir. Bu hastalar kafeinli içecekler, sigara ve alkol almamalıdır.
5-AKDENİZ ANEMİSİ (THALASSEMİA)
Kansızlığa sebep olan kalıtsal bir hastalıktır. Akdeniz çevresindeki ülkelerde fazla görüldüğü için bu adı almıştır. Bu hastaların alyuvarlarında hemoglobin yapımı yetersizdir. Dolayısıyla kansızlık olur. Hemoglobin kanın kırmızı rengini verir, vücudun ihtiyacı olan oksijeni akciğerlerden alır ve diğer bütün organlarımıza taşır. Hemoglobinin yapısında alfa ve beta adında 2 tür protein zinciri vardır. Akdeniz anemisinde bu zincirlerden biri az yapılır. Thalassemia’da alfa az yapılırsa alfa thalassemia, beta az yapılırsa beta thalassemia hastalığı adı verilir. Türkiye’de en fazla beta thalassemia görülür. Alyuvarların ömrü normalde 120 gün iken bu hastalarda alyuvarların ömrü kısalır ve 60-80 gün içinde alyuvarlar ölür. Hasta çocuklara bu nedenle ayda bir düzenli kan verilmelidir. Bu hemoglobin düzeyini 9-10 g/ dl’de tutmayı sağlamak için yapılır. Fazla alınan demir kalp, karaciğer, dalak ve beyinde birikerek organ yetmezliğine sebep olur. Bu hastaların demirin idrarla atılmasını sağlayan desferal adlı ilacı düzenli almaları gerekir. Kardeşten kök hücre nakli de tedavi metodudur. Evlenmeden önce çiftlerin tarama testleri ile taşıyıcı olup olmadıkları tespit edilmelidir.
6-AKNE (ERGENLİK SİVİLCELERİ)
Cildi yağlı olan ve bazı hormonal dengesizliği olan kişilerin yüzünde oluşur. Ergenlik çağında hormon dengesinin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Bağırsak bozukluklarına ve karaciğer sorunlarına bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Beslenme alışkanlıkları da etkilidir. Kabızlık sivilceye neden olabilir. Genellikle ileri yaşlarda kendiliğinden kaybolur. Gençlerde yağ bezi kanallarının tıkanması sebebiyle oluşur. 40 yaş üzeri kadınlarda beslenme yetersizliği ve sindirim bozuklukları sonucu akne oluşabilir. Sivilceler sıkılmamalı ve koparılmamalı yoksa iltihap kapabilir. Yüz sürekli ellenmemeli, yağlı makyaj yapılmamalı, güneşte kalmamalı ve güneş yağı kullanmamalı, spordan sonra ve terledikten sonra banyo yapmalıdır. Aknede ruhsal sorun genellikle vardır. Bol sebze ve meyve tüketenlerde sivilce görülmez. Görülse bile iz bırakmaz. Doktor tedavisi gereklidir. Karaciğer rahatsızlığı varsa tedavi olunmalı. Diyet olarak kişi kendi şüphelendiği gıdaları tüketmemelidir. Kuru yemişlerden, aşırı yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınmalıdır. Çikolata ve baharatlı yiyecekleri yememelidir. Protein ihtiyacı süt ve süt ürünleri, yumurta ile karşılanmalı, et ve et ürünleri az tüketilmeli, bol sebze ve meyve tüketilmeli, soğan, şalgam, tere, sarımsak bol tüketilmelidir. Haşlama patates yemek faydalıdır. Sabahları iki bardak beyaz üzüm suyu içilmeli, sabahları menekşe çayı içilmeli, akşamları bitki çayı içmelidir. Bu çaylar kanı temizler. Cilt temizlenmeli, sabunlu su ile el ve yüzler düzenli bir şekilde yıkanmalıdır. Yağlı cildi olanlar kuruyana kadar yüzlerini çok fazla sabunlamamahdırlar. Borakstı su ile temizlemelidir. Yüzü kükürtlü sabun ile yıkamak faydalıdır. Domates suyu gliserin ile karıştırılır, asit borik vazelin ile karıştırılır, pırasa süt ile karıştırılır, marul yapraklarının suyu, nar ve sirke karıştırılır ve bunlardan birisi ile sivilcelerin üzeri yıkanır.
7-ALERJİ
Alerji vücudun yabancı bir maddeye karşı gösterdiği aşırı duyarlılığa denir. Alerjide genetik faktörler ve çevre faktörleri etkilidir. Anne sütü alerjiyi önler. Erken ek besinlere geçme alerjiye davetiye çıkarmaktır. Anne sütünden ek besinlere geçiş döneminde kollarda, dirsekte, dizde, göbekte ve kulak arkasında döküntüler olur. Yeni gıdalara alışınca 2-3 yaşında çoğu çocuklarda bu döküntüler geçmekte ve çocuk alışmaktadır. Anne baba da alerji varsa çocuk da % 70 risk taşır. Anne babadan biri alerjik ise %35 risk taşır. Yani genetik olarak yatkınsa alerji olma ihtimali artar. Çevre faktörleri, sigara, halı, kedi, köpek, kuş, çimen, ağaç, rutubet ve oyuncaklar alerji sebeplerindendir. Ev tozu, yumurta, süt, çilek, fındık, bilezikler, güneş, şeker, tuzlar, küfler ve diğer birçok gıda alerjiye sebep olabilir. Bulaşık eldivenlerinde bulunan lateks maddesine karşı deride alerji oluşur. Asma ve sarmaşığın sebep olduğu alerji vardır. Alerji açısından havuzlar potansiyel tehlikedir. Polen alerjisi, ısı ve nemin oluşturduğu alerjiler vardır. Polenler bitkilerin erkek organlarıdır ve bunlar alerjendir. Bahar aylarında görülen polen alerjisi hapşırmaya neden olur. Polen alerjisi olanlar sürekli burunlarıyla oynarlar, hapşırma, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kaşıntı ve kızarıklık meydana gelir. Ülkemizde astım % 7-10 civarındadır. Üst solunum yolu enfeksiyonları ve ishal, tüberküloz gibi enfeksiyon hastalıkları alerjiyi azaltır. Bağışıklık sistemi hücreleri enfeksiyonlarla savaştığı için alerjiden uzaklaşıyor.
Ev tozu akarları ve küfler nemli ortamda ürerler. Ev güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalı, odada fazla eşya bulundurulmamalı, temizlik sırasında alerji hastalan evde olmamalı, sigara içilmemeli…






